Adını koyabileceğimiz belli bir tarzı olmasa da
Değirmen; Ege’ nin taş’ı ile Karadeniz’in ağacını
harmanlayıp buluşturmuş ve ihtiyacı olan hacimleri
yaratarak kendine özgü mimarisini üzerinde kurulduğu
küçük tepeye yakıştırmış.
Dekorasyonunda son yüzyılın ilk yarısında günlük yaşamda
var olan her türlü obje kullanılmış. Sanki öylesine sağa
sola serpiştirilmiş gibi, ama hiçbir parçanın yeri
tesadüf değil. Orta yaşlardaki herkes kendi gençlik ya
da çocukluğundan bir parça ile karşılaşabiliyor. Gençler
ve çocuklar ise eskinin de çok güzel olduğunu görüp
öğreniyorlar.
Değirmenin neresinde olursanız olun ufuk gökyüzü sizi
sarmalıyor. Güneş denize batarken, ay dağdan doğuyor.
Hemen hemen her çeşit ağaç ve çicek; renk ve
kokularıyla, bahçede serbest dolaşan ördek, kaz, tavşan
ve tavuskuşları devinimleriyle size yaşamın güzelliğini
anlatıyor.
Bu dağlar, meze dağlar,
Çiçeği teze dağlar.
Tuteydim yar elinden
Gezeydim sizi dağlar.
(Anonim)
|